Rotasız Kalan Gökyüzü: Ortadoğu'daki Kaosun THY ve Türkiye Ekonomisine Ağır Faturası
İstanbul - Bölgesel jeopolitik gerilimin en somut yansımalarından biri havacılık sektöründe görülüyor. Artan güvenlik endişeleri nedeniyle Türk Hava Yolları (THY)'nın 8 Ocak itibarıyla İran, Irak ve Suriye'ye yönelik seferlerini kademeli olarak askıya alması, Türkiye ekonomisi için önemli bir gelir kaybı potansiyeli taşıyor. Bu durum, sadece havayolunun gelirlerini değil, aynı zamanda İstanbul'un küresel bir aktarma merkezi (hub) olma stratejisini ve transit yolcu trafiğinden elde edilen döviz girdisini de ciddi şekilde etkiliyor.
Kapanan Hava Sahalarının Ekonomik Etkileri
Ortadoğu'da tırmanan politik istikrarsızlık ve güvenlik riskleri, Türk sivil havacılığını doğrudan etkileyen bir faktör haline geldi. Türk Hava Yolları, öncelikli olarak personel ve yolcu güvenliğini sağlamak amacıyla 8 Ocak'tan itibaren İran, Irak ve Suriye'deki operasyonlarını geçici olarak durdurma kararı aldı. Bu operasyonel zorunluluk, ekonomik açıdan bakıldığında önemli bir maliyet yükü getiriyor.
NewSky.TR'nin edindiği bilgilere göre, havayolu şirketleri için seferlerin askıya alınması, sadece bilet satışlarından elde edilen gelirin kaybı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda, bu rotalardan elde edilen diğer ticari gelirler ve bölgesel lojistik ağındaki rolün de sekteye uğraması anlamına geliyor. Bu durum, global havacılık pazarındaki rekabet gücünü de dolaylı yoldan etkileyebilecek nitelikte.
Havacılık Sektörü Üzerinden Ekonomik Kayıp Analizi
Bölgedeki seferlerin durdurulması, Türkiye ekonomisine çeşitli kanallardan önemli zararlar veriyor. Havacılık sektöründeki bu zorunlu küçülmenin ana etkenleri şu şekilde sıralanıyor:
- Transit Yolcu Gelirlerinde Düşüş: İstanbul Havalimanı, Avrupa ile Ortadoğu arasındaki önemli bir köprü konumunda. THY'nin yolcu portföyünde kritik bir yer tutan ve 'altıncı trafik hakkı' olarak da bilinen transit yolcu trafiğinin (örneğin, Berlin'den İstanbul aktarmalı Tahran'a seyahat eden yolcular) kaybı, ana gelir kalemlerinden birinin erimesine yol açıyor. Bu yolcuların özellikle Körfez ülkelerindeki (Katar, BAE gibi) havayollarına yönelmesi, Türkiye'nin döviz gelirlerinde ciddi bir düşüşe neden oluyor.
- Kargo ve İhracatın Yavaşlaması: Yolcu uçaklarının alt kargo bölümlerinde (belly cargo) taşınan ticari ürünlerin sevkiyatı da bu durumdan olumsuz etkileniyor. Özellikle Irak ve İran gibi Türkiye'nin önemli ticaret ortaklarına yapılan hızlı kargo taşımacılığının aksaması, ihracatçıların lojistik maliyetlerini artırırken pazar payı kaybı riskini de beraberinde getiriyor.
- Operasyonel Verimsizlik: Seferlerin iptal edilmesi veya rotaların plansızca değiştirilmesi, filodaki uçakların kullanım oranlarını (utilization) düşürüyor. Yerde kalan veya atıl duruma düşen uçaklar, havayolu şirketleri için 'üretmeyen maliyet' anlamına gelirken, birim operasyonel maliyetlerin artmasına sebep oluyor.
Sonuç: Bölgesel İstikrar Ekonomik Bir Zorunluluktur
Türk Hava Yolları'nın yaşadığı bu durum, dış politikadaki mevcut jeopolitik gelişmelerin, Türkiye'nin 'hizmet ihracatı' olarak tanımlanan sektörleri üzerindeki yıkıcı etkisini net bir şekilde ortaya koyuyor. Turizmden lojistiğe kadar geniş bir ekosistemi besleyen havacılık sektörünün stratejik rotalarını kaybetmesi, cari açığın finansmanı ve turizm gelirleri üzerinde ek baskı yaratma potansiyeli taşıyor.
Sektör temsilcileri, bölgede kalıcı bir normalleşme sağlanmadığı takdirde, bu kaybın 2026 yılının ilk çeyreğinde milyarlarca dolarlık bir boyuta ulaşabileceği yönünde endişelerini dile getiriyor. Bu durum, Türkiye'nin küresel havacılık pazarındaki konumunu güçlendirme çabalarını da olumsuz etkileyebilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor.



